top of page

Roma

  • 4 Oca
  • 2 dakikada okunur

Hatırlıyor musun senin hafızan iyidir; ilk oturduğumuz mahallede bir çocuk vardı. Çocuk derken… o zaman bizden büyüktü, lisedeydi muhtemelen. Hep kendinden yaşça çok küçük çocuklarla arkadaşlık ederdi.

- Hatırlayamadım.

- Bir ipucu daha vereyim: sarışındı, renkli gözlüydü.

- Gözümde canlanıyor abi ama tam değil… adı neydi?

- Adını sen bul diye ipucu verdim ama tamam madem söyleyeyim: Roma.

- Aa evet… şimdi sis biraz daha dağıldı.

- Gerçekten mi yoksa beni mi geçiştiriyorsun? Eğer öyleyse yapma, çünkü bugün karşılaştık ve biraz muhabbet edince beni çok şaşırttı.

- Hayır abi, gerçekten hatırladım. Babası vefat etmişti, annesiyle yaşıyordu.

- Tamam, şimdi ikna oldum. Gerçi Roma’nın babası vefat etmemiş; terk edip gitmiş.

- Yaklaşık yirmi yıl olmuştur oradan taşınalı. Nasıl bir karşılaşma oldu bu, bu bilgiyi nereden öğrendin?

- Kendi anlatmadı. Kitabı anlattı. Al, sen de okursun. Roma yazıyormuş; eli kalem tuttuğu günden beri günlüğüne yazmış her şeyi. Sonra da onları derleyip hayatını kitap yapmış.

- Karşılaşmaya gelince… bir kitap kafede kahve içiyordum. Birisi içeri girdi, kitap bölümündeki görevliye kendini tanıttı. Anlaştığımız sayıda getirdim dedikten sonra kitapları koliden çıkarıp görevlinin söylediği yere bıraktı. O sırada ben ismiyle cismini anılarımda birleştirmeye çalışıyordum; çok tanıdık gelmişti.

Konuşmaları bitince yanına gidip kendimi tanıttım. Biraz uzun sürdü ama beni hatırladığına ikna oldum. Çünkü annemi hatırladı.

- Annemi nasıl hatırladı?

- Hatırlarsın, Roma sabah annesi işe giderken evden çıkar, okul tatil olduğunda akşama kadar dışarıda olurdu. Akşam annesi işten dönünce eve girerdi. Annemiz de öğlenleri dışarıda yesin diye ona sandviç yapıp verirmiş. Roma anlatırken benim de gözlerim doldu.

Sonra çok uzun konuşmadık. O gittikten sonra kitabını satın aldım ve okudum. Çocuklarla arkadaşlığından da bahsetmiş. Şöyle yazmış:

“Benimle hep dalga geçiyorlardı. Zekâmda gerilik olduğunu söylüyorlardı, yaşıtlarımla arkadaşlık etmediğim için. Ben gülüp geçiyordum; açıklama yapmayı gereksiz görüyordum.

Şunu bilmenizi isterim: yaşıtlarım futbol oynayıp bütün gün araba ve kız konuşurken, bu bana hiç çekici gelmiyordu.

Çocuklarla oynuyorduk, koşuyorduk, eğleniyorduk. Ben onların yaşındayken tektim hem evde hem de mahallede; kimse benimle oynamıyordu. Yaşım büyümüştü evet, ama içi boş geçmiş uzun bir dönem vardı ve ben onu doldurmaya çalışıyordum.”

O kitabı bitirdiğimde Roma’yı değil, mahalleyi düşündüm, sonra sadece bizim mahalleyi değil insanları düşündüm.

Her farklı olana isim takan, anlamaya çalışmadan etiketleyen, susanı eksik, içine kapananı sorunlu sayan o kalabalığı.

Kimse Roma’ya neden çocuklarla oynadığını sormamıştı.

Kimse bir çocuğun yalnızlığıyla, bir gencin sessizliğiyle ilgilenmemişti. Yıllar sonra bir kitapla karşıma çıkması bir başarı hikâyesinden ziyade benim için gecikmiş bir itiraftı. Roma yaşadıklarını yazmıştı; çünkü o günlerde anlatacak kimse yoktu. Bizse bugün okurken anladık, çünkü o zaman bakmamıştık.

 
 
 

Yorumlar


All rights reserved.

Tural's Stories, by REDSTUDIO. ©2023

bottom of page