top of page


Yılmaya
—Arkadakilere söyle, nizamı bozmasınlar. Yerli yersiz de kişnemesinler. Dürat, liderinin sözlerini gecikmeden sürüye iletti. Kısa süre sonra yalnızca toynak sesleri kaldı. Arada bir ovadan esen rüzgâr kumları savuruyor, çöl yeniden sessizliğine gömülüyordu. Onlar, bu topraklarda hâlâ insanlara boyun eğmeyen son yabani atlardı. Yıllar boyunca nice sürüler yakalanmış, evcilleştirilmişti. Kimi savaş meydanlarına gitmiş, kimi yük taşımış, kimi de çocu
2 dakikada okunur


Masa
Sergide birçok eseri gördükten sonra daha duygulu bir şeyler arayarak dolaşmaya devam ediyordum. Kimi tablolar teknik becerileriyle etkiliyor, kimileri renkleriyle dikkat çekiyordu. Ama aradığım şey biraz daha farklıydı. İçinde bir hikâye taşıyan, karşısında durduğumda bana bir şeyler fısıldayacak bir eser. Salonun köşesine doğru ilerlerken bir tablo dikkatimi çekti. Bir tiyatro sahnesinde yalnız başına duran kırılmış bir ahşap masa... Ne çevresinde ins
2 dakikada okunur


Martı
Denizden bir martı yükseldi. Öyle süzülüyordu ki onun yerinde olmayı çok istedim. Hiçbir derdi olmadan yaşamanın nasıl bir şey olduğunu düşündüm. Kanatlarını açmış, rüzgârın yön verdiği yere doğru ilerliyordu. Uçmanın nasıl bir duygu olduğunu tüm benliğimle merak ettim. Martı denizin üzerinden parka doğru süzüldü. Oradan da sokağa yöneldi. Ben de peşinden gittim. Bir ara beni fark etti mi diye düşündüm. Sonra bunun pek mümkün olmadığına karar verdim. Sonuçta ben onun için sır
2 dakikada okunur


Yapraklar
Dedemle en sevdiği parkta domino oynamamıza rağmen keyfi yine yoktu. Konuşmayı da pek sevmezdi ama bir girişimde daha bulundum. — Dede, sevdiğin parktayız. Deniz masmavi, ağaçların dalları bizi kucaklıyor ve en sevdiğin oyunu oynuyoruz. Neden hâlâ keyifsizsin? — Bilmem, dedi. Bu sefer ısrarcı olmaya niyetliydim. Aslında cevabın bir kısmını biliyordum. Anneannem vefat edeli beş yıl olmuştu. Annem, dedemi doğup büyüdüğü yerden iki bin kilometre uzağa, kendi yanına getirmişti. Ç
2 dakikada okunur


Düğme
Dün akşam biraz canım sıkılmıştı. Nefes almak için kendimi sokağa attım. Bir süre amaçsızca yürüdükten sonra iki çocuğun kavga ettiğini gördüm. Doğal olarak onları ayırmam gerekti. Oraya doğru giderken uzun zaman önce şahit olduğum bir anı aklıma geldi. Onlu yaşlardaydım. Öğle yemeği için eve gitmemize çok az kalmıştı. Mahallenin abisi sayılabilecek yaşlarda birinin belli ki canı sıkılmıştı. Ortada hiçbir sebep yokken, kavga etmeye hiç niyeti olmayan iki akranımın arasını açm
2 dakikada okunur


Nisan Yağmuru
Daha önce mayısta yağan bir Nisan yağmuru görmemiştim. Camlar kuruydu, silecekler ise gözüme kadar ulaşamıyordu. Yağmur gerçekten yağıyor muydu, yoksa sadece içimde mi başlamıştı, emin değildim. İnsan hafızası o kadar tehlikeli bir dünya ki en beklenmedik anlarda varlığını bile hatırlamadığın bir anıyı önüne bırakabiliyor. Bazen yıllardır aklına bile gelmeyen bir ses, bir koku ya da birkaç nota bütün kapıları açmaya yetiyor. Oturup düşünsem, neredeyse yirmi yıl önce izlediğim
1 dakikada okunur


Gəlin Qayası
Tiyatro binasının önünde durduğumuzda hava henüz kararmamıştı. Bakü’nün rüzgârı, denizden gelen serinlikle karışıyordu. Binanın cephesi ağır ve sakindi; acele etmeyen bir hafızası var gibiydi. Babam biletleri cebinden çıkardı. İnsanlar yavaş yavaş merdivenlerden çıkıyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Bu sessizlik, birazdan sahnede anlatılacak hikâyeye bir hazırlık gibiydi. Azərbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu’nun kapısından içeri girdiğimizde yüksek tavan,
2 dakikada okunur


Arşın Mal Alan
Bu kez filmi babam seçmedi. Ben söyledim. Okuldan gelince odama kapanıp yine biraz araştırma yapmıştım. Geçen sefer yazdığım mektubun üstüne, sanki içimde “bir sonraki sayfa” açılmış gibiydi. Üzeyir Hacıbəyov’un adını yazınca karşıma hep aynı iki eser çıkıyordu: O Olmasın, Bu Olsun ve Arşın Mal Alan . Ben birini izlemiştim. Diğeri masanın üzerinde bekleyen bir kitap gibi duruyordu. Salona çıktığımda babam çayı tazeliyordu. Televizyon kapalıydı. Evde o akşamüstü sessizliği va
2 dakikada okunur


O Olmasın Bu Olsun
Akşam yavaş yavaş eve çökerken salonun ışığı her zamanki gibi sarıydı. Perdeler tam kapanmamıştı; dışarıdan sokak lambasının ışığı koltuğun kenarına vuruyordu. Babam televizyonun karşısına oturmuştu bile. Bu, onun için bir işaretti: “Bir şey izlenecek.” Ben ödevlerimi bitirmiş telefonumla uğraşıyordum. Babam kumandayı eline aldı, kanallar arasında dolaşırken yüzünde o tanıdık ifade belirdi. Ne tam gülümseme ne tam hüzün. Daha çok, uzak bir yere bakıyormuş gibi. O bakışı hep t
3 dakikada okunur


Roma
Hatırlıyor musun senin hafızan iyidir; ilk oturduğumuz mahallede bir çocuk vardı. Çocuk derken… o zaman bizden büyüktü, lisedeydi muhtemelen. Hep kendinden yaşça çok küçük çocuklarla arkadaşlık ederdi. - Hatırlayamadım. - Bir ipucu daha vereyim: sarışındı, renkli gözlüydü. - Gözümde canlanıyor abi ama tam değil… adı neydi? - Adını sen bul diye ipucu verdim ama tamam madem söyleyeyim: Roma. - Aa evet… şimdi sis biraz daha dağıldı. - Gerçekten mi yoksa beni mi geçiştiriyorsun?
2 dakikada okunur


Otomatik Piyano
Köy onları fark etmedi. Bu köyün alışkanlığındandı. Köyde bir evin kapısı uzun süre kapalı kalır, sonra bir gün açılır; içeride bir ışık yanar, dışarıya bir sandalye çıkar, bahçede bir ses duyulurdu. İnsanlar ancak o zaman “geldiler” derdi. Bu iki arkadaş için de böyle oldu. Şehirden gelmişlerdi. Birinin işi bilgisayarla yürüyordu; gün içinde ekrana bakıyor, akşamları gözlerini dinlendiriyordu. Diğeri işini bırakmıştı; “bir süre duracağım” demişti ama o “bir süre” şehirde sür
4 dakikada okunur


Sensiz Dünya
Fırtına dineli neredeyse bir hafta olmuştu. Lodosçular topladıklarını pazarda satıp bitirmişlerdi. Zeki içinse işler yolunda gitmemişti. Daktiloyu ilk bulduğunda çok sevinmişti; temizliğiyle fazla uğraşmış, belli oranda da başarılı olmuştu. Ancak eksik olan harfler yüzünden bir türlü satamamıştı. Bir sonraki fırtınaya kadar elindeki erzaklarla yetinmek zorundaydı. Yemekle pek arası yoktu zaten; hayatta kalacak kadar beslenmek yetiyordu. Günlerinin büyük kısmını düşünerek, eli
2 dakikada okunur


Haluk'muş
Keyifli bir sabaha uyanamadığımda, yüzümün gülmesi için fazladan uğraşmayı sevmem. Ruh hâlimin kendiliğinden değişmesini her zaman daha çok tercih ederim. İnsanın işi de bu konuda etkilidir. O günün teslimatlarını arabaya yüklerken, İzmit’in en sevdiğim semtine fazla sipariş olduğunu görünce günün devamı iyi olur diye düşündüm. İlk durağım orası olacaktı. Yine arabaya yakın bir yer bulamayacağımı biliyordum; o uzun yokuşu yaya olarak çıkacaktım. Ama o yokuşta karşılaştığım gü
2 dakikada okunur


Ve Oğlum
Her yazmaya başladığında, öncesinde biraz anlamsız figürler çizer, kafasını iyice toparlayıp öyle başlardı. Bugün ise süre bir hayli...
2 dakikada okunur


Albukrek'te Bir Akşam
Bir kahve ile kaç açıdan fotoğraf çekilebilirsiniz? Siz düşünmeyin, ben sonsuz sayıda çekilebildiğine şahit oldum. Peki, kahveyi içmek...
2 dakikada okunur


Bir Kır Tanrısının Öğleden Sonrası
-Doğa insanları bir çatı altında topluyor, demiştin, haklıymışsın. Yine bir süre sessizlik olduktan sonra Timur lafa girdi: -Dede,...
3 dakikada okunur


Fak
Başkan tam sopasını isteyecekken kapı açıldı ve Bakan Y. içeriye girdi. -Başkanım, lütfen önce dinleyin, sonrasında takdir zaten...
2 dakikada okunur


Sınır İhlali
Çocuklar, sınav kâğıtlarınızı okudum. Daha yeni işlediğimiz bir konu hakkındaki soruları neden yanlış cevapladığınızı anlayamadım....
2 dakikada okunur


Batık Gölü
-Bu sinekleri her gün de toplatsanız yine olmaz Orhan Bey, bunun çözümü bataklığın tamamen kurutulmasıdır. Vekil tam ne diyeceğini...
5 dakikada okunur


Düzen Savaşı
I -Baba, akşam gelirken bana oyuncak alır mısın? -Ne oyuncağı? -Senin içinden gelen bir şey olması tercihimdir. -Reşat eşine dönerek...
6 dakikada okunur
bottom of page