top of page


Nisan Yağmuru
Daha önce mayısta yağan bir Nisan yağmuru görmemiştim. Camlar kuruydu, silecekler ise gözüme kadar ulaşamıyordu. Yağmur gerçekten yağıyor muydu, yoksa sadece içimde mi başlamıştı, emin değildim. İnsan hafızası o kadar tehlikeli bir dünya ki en beklenmedik anlarda varlığını bile hatırlamadığın bir anıyı önüne bırakabiliyor. Bazen yıllardır aklına bile gelmeyen bir ses, bir koku ya da birkaç nota bütün kapıları açmaya yetiyor. Oturup düşünsem, neredeyse yirmi yıl önce izlediğim
1 dakikada okunur


Gəlin Qayası
Tiyatro binasının önünde durduğumuzda hava henüz kararmamıştı. Bakü’nün rüzgârı, denizden gelen serinlikle karışıyordu. Binanın cephesi ağır ve sakindi; acele etmeyen bir hafızası var gibiydi. Babam biletleri cebinden çıkardı. İnsanlar yavaş yavaş merdivenlerden çıkıyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Bu sessizlik, birazdan sahnede anlatılacak hikâyeye bir hazırlık gibiydi. Azərbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu’nun kapısından içeri girdiğimizde yüksek tavan,
2 dakikada okunur


Arşın Mal Alan
Bu kez filmi babam seçmedi. Ben söyledim. Okuldan gelince odama kapanıp yine biraz araştırma yapmıştım. Geçen sefer yazdığım mektubun üstüne, sanki içimde “bir sonraki sayfa” açılmış gibiydi. Üzeyir Hacıbəyov’un adını yazınca karşıma hep aynı iki eser çıkıyordu: O Olmasın, Bu Olsun ve Arşın Mal Alan . Ben birini izlemiştim. Diğeri masanın üzerinde bekleyen bir kitap gibi duruyordu. Salona çıktığımda babam çayı tazeliyordu. Televizyon kapalıydı. Evde o akşamüstü sessizliği va
2 dakikada okunur


O Olmasın Bu Olsun
Akşam yavaş yavaş eve çökerken salonun ışığı her zamanki gibi sarıydı. Perdeler tam kapanmamıştı; dışarıdan sokak lambasının ışığı koltuğun kenarına vuruyordu. Babam televizyonun karşısına oturmuştu bile. Bu, onun için bir işaretti: “Bir şey izlenecek.” Ben ödevlerimi bitirmiş telefonumla uğraşıyordum. Babam kumandayı eline aldı, kanallar arasında dolaşırken yüzünde o tanıdık ifade belirdi. Ne tam gülümseme ne tam hüzün. Daha çok, uzak bir yere bakıyormuş gibi. O bakışı hep t
3 dakikada okunur


Roma
Hatırlıyor musun senin hafızan iyidir; ilk oturduğumuz mahallede bir çocuk vardı. Çocuk derken… o zaman bizden büyüktü, lisedeydi muhtemelen. Hep kendinden yaşça çok küçük çocuklarla arkadaşlık ederdi. - Hatırlayamadım. - Bir ipucu daha vereyim: sarışındı, renkli gözlüydü. - Gözümde canlanıyor abi ama tam değil… adı neydi? - Adını sen bul diye ipucu verdim ama tamam madem söyleyeyim: Roma. - Aa evet… şimdi sis biraz daha dağıldı. - Gerçekten mi yoksa beni mi geçiştiriyorsun?
2 dakikada okunur


Otomatik Piyano
Köy onları fark etmedi. Bu köyün alışkanlığındandı. Köyde bir evin kapısı uzun süre kapalı kalır, sonra bir gün açılır; içeride bir ışık yanar, dışarıya bir sandalye çıkar, bahçede bir ses duyulurdu. İnsanlar ancak o zaman “geldiler” derdi. Bu iki arkadaş için de böyle oldu. Şehirden gelmişlerdi. Birinin işi bilgisayarla yürüyordu; gün içinde ekrana bakıyor, akşamları gözlerini dinlendiriyordu. Diğeri işini bırakmıştı; “bir süre duracağım” demişti ama o “bir süre” şehirde sür
4 dakikada okunur


Sensiz Dünya
Fırtına dineli neredeyse bir hafta olmuştu. Lodosçular topladıklarını pazarda satıp bitirmişlerdi. Zeki içinse işler yolunda gitmemişti. Daktiloyu ilk bulduğunda çok sevinmişti; temizliğiyle fazla uğraşmış, belli oranda da başarılı olmuştu. Ancak eksik olan harfler yüzünden bir türlü satamamıştı. Bir sonraki fırtınaya kadar elindeki erzaklarla yetinmek zorundaydı. Yemekle pek arası yoktu zaten; hayatta kalacak kadar beslenmek yetiyordu. Günlerinin büyük kısmını düşünerek, eli
2 dakikada okunur


Haluk'muş
Keyifli bir sabaha uyanamadığımda, yüzümün gülmesi için fazladan uğraşmayı sevmem. Ruh hâlimin kendiliğinden değişmesini her zaman daha çok tercih ederim. İnsanın işi de bu konuda etkilidir. O günün teslimatlarını arabaya yüklerken, İzmit’in en sevdiğim semtine fazla sipariş olduğunu görünce günün devamı iyi olur diye düşündüm. İlk durağım orası olacaktı. Yine arabaya yakın bir yer bulamayacağımı biliyordum; o uzun yokuşu yaya olarak çıkacaktım. Ama o yokuşta karşılaştığım gü
2 dakikada okunur


Ve Oğlum
Her yazmaya başladığında, öncesinde biraz anlamsız figürler çizer, kafasını iyice toparlayıp öyle başlardı. Bugün ise süre bir hayli...
2 dakikada okunur


Albukrek'te Bir Akşam
Bir kahve ile kaç açıdan fotoğraf çekilebilirsiniz? Siz düşünmeyin, ben sonsuz sayıda çekilebildiğine şahit oldum. Peki, kahveyi içmek...
2 dakikada okunur


Bir Kır Tanrısının Öğleden Sonrası
-Doğa insanları bir çatı altında topluyor, demiştin, haklıymışsın. Yine bir süre sessizlik olduktan sonra Timur lafa girdi: -Dede,...
3 dakikada okunur


Fak
Başkan tam sopasını isteyecekken kapı açıldı ve Bakan Y. içeriye girdi. -Başkanım, lütfen önce dinleyin, sonrasında takdir zaten...
2 dakikada okunur


Sınır İhlali
Çocuklar, sınav kâğıtlarınızı okudum. Daha yeni işlediğimiz bir konu hakkındaki soruları neden yanlış cevapladığınızı anlayamadım....
2 dakikada okunur


Batık Gölü
-Bu sinekleri her gün de toplatsanız yine olmaz Orhan Bey, bunun çözümü bataklığın tamamen kurutulmasıdır. Vekil tam ne diyeceğini...
5 dakikada okunur


Düzen Savaşı
I -Baba, akşam gelirken bana oyuncak alır mısın? -Ne oyuncağı? -Senin içinden gelen bir şey olması tercihimdir. -Reşat eşine dönerek...
6 dakikada okunur


Düzen Savaşı
I -Baba, akşam gelirken bana oyuncak alır mısın? -Ne oyuncağı? -Senin içinden gelen bir şey olması tercihimdir. -Reşat eşine dönerek...
3 dakikada okunur


76 MI?
Haberlerde ölü sayısı 76’a yükseldi gibi istatiksel birtakım bilgilerin yanı sıra konuşan yetkili şunları söylemekteydi: -İnsanlar çok...
2 dakikada okunur


Ög
Gezen mi çok bilir yoksa okuyan mı? Ya da her ikisi mi? Peki, bilmek nedir ve ne işimize yarar? Son sorum ise bilgi ile duygu...
2 dakikada okunur


Karga
-Anne, ben bugün salonda babamın koltuğunda uyuyabilir miyim? -Oğlum rahat edemezsin orada, her tarafın tutulur. Oğlunun suratının...
2 dakikada okunur


Silüet
Üniversitenin kapısından çıkan T cetvelli, kartonlu, büyük rulo kağıtlı, elleri sırtları dolu olan öğrencileri görünce okuduğum yıllar;...
3 dakikada okunur
bottom of page