Nisan Yağmuru
Daha önce mayısta yağan bir Nisan yağmuru görmemiştim. Camlar kuruydu, silecekler ise gözüme kadar ulaşamıyordu. Yağmur gerçekten yağıyor muydu, yoksa sadece içimde mi başlamıştı, emin değildim. İnsan hafızası o kadar tehlikeli bir dünya ki en beklenmedik anlarda varlığını bile hatırlamadığın bir anıyı önüne bırakabiliyor. Bazen yıllardır aklına bile gelmeyen bir ses, bir koku ya da birkaç nota bütün kapıları açmaya yetiyor.
Oturup düşünsem, neredeyse yirmi yıl önce izlediğim bir dizinin müziği aklıma gelmezdi. Zaten aklıma geliş sebebi de dizinin kendisi değildi; onu birlikte izlemiş olmamızdı. O an ne hissettiğimi bugün tam olarak hatırlamıyorum. Belki sıkılmıştım, belki dalgındım, belki de o sıradan akşamın değerini anlayamayacak kadar küçüktüm. Ama anının kendisinde durum farklıydı. Hafıza, duyguları olduğu gibi saklamıyor; eksik kalan yerleri yıllar sonra yeniden dolduruyor.
Dizide, uzun zaman önce yaşanmış ama hiç bitmemiş bir aşk yeniden filizleniyordu. Müziğin ilk notası duyulduğu anda onun duygulanışı damarlarıma girip kanımda dolaşmaya başladı. O anı yeniden izler gibi oldum. Sonra anının küçük bir yerini değiştirmeye karar verdim. Bu kez ayrı koltuklarda oturmuyorduk. Yanına oturuyor, başımı dizlerine koyuyordum. Ortamı yumuşatmak için espri yapmak ya da konuyu dağıtmak yerine, sessizce onun duygusuna eşlik ediyordum. İnsan bazen sevgisini en çok sustuğunda gösterebiliyor.
Bir annenin en mutlu olabileceği anlardan biri belki de budur diye düşündüm. Yanında duran kişinin gerçekten orada olduğunu hissetmek… Ben de yıllar sonra, kendi zihnimin içinde onu mutlu etmek istedim. Geçmiş değişmiyordu belki ama değişen yalnızca insanın, ona yeniden bakma biçimiydi.
Anlar anıya dönüşmeden önce insan ne yaptığını tam anlayamıyor. Kendine ve yanındakilere nasıl davrandığını, hangi anların aslında ne kadar kıymetli olduğunu ancak çok sonra fark ediyor. Belki de bu yüzden bazı yağmurlar mevsimi geçtikten sonra yağıyor.



Yorumlar