top of page

Karşı Pencere

11 Eki
2 dakikada okunur

Yağmur dineli birkaç dakika olmuştu. Camın üzerinde tutunmayı başaran son damlalar, birbirlerine karışarak aşağı süzülüyordu. Bulutların arasından çıkan güneş, odanın duvarına belli belirsiz ışıklar düşürmeye başlamıştı. Günlerdir yazdığı her cümleyi silen adam, yağmurdan sonraki toprak kokusunun kendisine iyi geleceğini düşünerek pencereye yöneldi.

Tam koluna uzanmıştı ki karşı apartmanın üçüncü katında bir kadın gördü. Kadın, elindeki kalemle camın üzerine bir şeyler çiziyordu. Önce ne yaptığını anlayamadı. Bir süre izledikten sonra yağmur damlalarının bıraktığı izleri birleştirdiğini düşündü. Kadın bazen uzun bir çizgi çekiyor, bazen de durup kendisine yeni bir yol arıyordu.

Adam kendi camına baktı. Yağmur damlaları birbirinden habersiz yollar çizmişti. Bazıları birleşmiş, bazılarıysa yarı yolda kuruyup kalmıştı. Parmağıyla iki damlanın izini birleştirdi. Karşıdaki kadın da aynı anda elini hareket ettirdi.

Tesadüf olduğunu düşünüp bir çizgi daha çekti. Kadın da aynısını yaptı.

Adam gülümsedi. Camın üzerinde eğri bir yol oluşturdu. Karşıdaki kadın da benzer bir hareket yaptı. Bir süre birbirlerinin hareketlerini taklit ettiklerine inandı. Aralarındaki mesafe yüzünden kadının yüzünü seçemiyordu ama onun da bu oyundan hoşlandığını düşündü.

Masasına döndüğünde uzun zamandır ilk kez ne yazacağını biliyordu. Yağmurun iki ayrı pencereye bıraktığı izlerden, birbirlerini tanımayan iki insanın aynı anda çıktıkları bir yolculuk yarattı. Kadının camındaki çizgiler bir haritaya, elindeki kalem de kaybolmuş yolları yeniden bulan bir pusulaya dönüştü. Adam yazdıkça kadının hayatı da belirginleşiyordu. Onun sabahları erken uyandığını, çayını şekersiz içtiğini, çocukken resim yapmayı sevdiğini düşündü. Belki yıllardır kimseye göstermediği bir resmi tamamlamaya çalışıyordu.

Bir ara yazmayı bırakıp pencereye yaklaştı. Kadın hala oradaydı. Elini camın üzerinde gezdiriyor, bazen geri çekilip yaptığına bakıyordu. Adam onun bir ağaç çizdiğine karar verdi. Dallarından biri diğerlerinden daha uzundu; belki de çocukluğunun geçtiği evin bahçesindeki ağacı hatırlıyordu. Masasına dönüp o ağacın altında geçen bir çocukluk yazdı. Kadına bir anne, uzak bir şehir ve yıllar önce kaybettiği birisini verdi. Kadının her çizgisi, adamın hikayesinde başka bir hatıraya dönüşüyordu.

Güneş yükselirken adam birkaç sayfa doldurmuştu. Yazdıklarını baştan okudu. Uzun zamandır hiçbir hikayesinden bu kadar memnun kalmamıştı. Özellikle kadının yağmur damlalarının arasından geçmişine ulaşmaya çalıştığı bölümü sevmişti. Son cümleyi yazmadan önce yeniden pencereye gitti. Kadın bu kez elindeki bezi suya batırıp sıkıyordu. Adam biraz daha dikkatli baktı. Kalem sandığı şey, uzun saplı bir cam silme aparatıydı. Kadın başından beri camı temizliyordu. Damlaların izlerini birleştirmiyor, aksine onları ortadan kaldırmaya çalışıyordu.

Bir süre karşı pencereye baktı. Sonra kendi camındaki çizgileri inceledi. Parmağıyla oluşturduğu küçük ağaç, güneşin altında neredeyse tamamen kaybolmuştu. Masasına döndü. Yazdığı sayfaları yeniden okudu. Kadının çocukluğunu, kayıplarını, uzak şehrini düşündü. Bunların hiçbirini bilmiyordu. Hatta kadının yüzünü bile doğru dürüst görmemişti. Son sayfanın altına bir cümle ekledi:

Kadın, camını temizlemeyi bitirdiğinde karşı pencerede kendisi için yazılmış bir hayat bıraktığından habersizdi.

Kalemini bıraktı.

Bir süre sonra karşı apartmandaki kadın penceresini açtı. Adam da kendi penceresine yöneldi. Yağmurdan sonraki toprak kokusu çoktan dağılmıştı.

Kadın temizlediği camdan dışarıya bakarken adam kendi camında kalan son yağmur izini parmağıyla uzattı.

Hikayesindeki ağacın eksik dalını tamamladı.

 
 
 

Yorumlar


All rights reserved.

Tural's Stories, by REDSTUDIO. ©2023

bottom of page