Dönüşüm
Matematikle edebiyatın bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum, dedi Ferit, Serhat Hoca’nın az önce çizdiği parabole bakarken. Serhat Hoca kalemi elinden bırakmadan, bir süre kâğıdın üzerindeki eğriyi inceledi.
— Sen buna parabol olduğunu bilmeden baksaydın ne görürdün?
— Bilmiyorum. Bir tepe belki.
— Ben de onu diyorum işte. Bir ressam çizer, bir şair bakar, belki iki mısra yazar. Doğru bakarsan her şeyin birbirine dönüşebildiğini görürsün Ferit. Bazen bir formül bir şekle, bir şekil bir manzaraya, bir manzara da şiire dönüşür.
— Sen şimdi dağı, şiiri bırak da parabolün tepe noktasını bul.
Serhat Hoca matematik öğretmeniydi ama edebiyata olan ilgisi, Ferit’in tanıdığı edebiyat öğretmenlerinin çoğundan fazlaydı. Üniversite sınavına hazırlanmak için haftada iki gün evine gittiği hocasının kitaplığında matematik kitaplarıyla romanlar ve şiir kitapları birbirine karışmıştı. Ders sırasında kullandığı bir kelime ona bir şiiri hatırlattığında soruyu yarıda bırakıp ezberinden birkaç dize okuduğu da olurdu. Ferit ilk zamanlarda bunun dersle ne ilgisi olduğunu düşünürken, bir süre sonra Serhat Hoca’nın yanında matematik dersinin böyle işlendiğini kabul etmişti.
Salonda, kitaplığın yanındaki duvarda Serhat Hoca’nın oğlu Murat’ın asker kıyafetleriyle çekilmiş bir fotoğrafı asılıydı. Ders sırasında aradığı zaman Serhat Hoca telefonu mutlaka açar, Ferit de önündeki sorularla uğraşarak konuşmanın bitmesini beklerdi. Hocasının oğluyla konuşurken sesinin değiştiğini fark etmişti.
Bir akşam konuşma bittikten sonra Ferit:
— Az kaldı galiba askerliğinin bitmesine, dedi.
— Evet az kaldı. Gelsin de ev biraz kendine gelsin.
Serhat Hoca telefonu masaya bıraktıktan sonra birkaç saniye oğlunun fotoğrafına baktı, ardından Ferit’in önündeki kâğıdı kendine çekerek yanlış yaptığı soruyu göstermeye başladı. Sınav yaklaştıkça şiirler azaldı, denemeler çoğaldı. Son haftalarda Serhat Hoca dersin ortasında şiire dalacak zamanı bile kendine çok görüyordu. Ferit’in kazanacağına kendisinden daha fazla inanıyor, yanlış yaptığı soruları ayrı bir deftere yazıp tekrar tekrar çözdürüyordu. Ferit gerçekten de üniversiteyi kazandı. Sonuçların açıklandığı gün ilk aradığı insanlardan biri Serhat Hoca oldu. Birkaç hafta sonra başka bir şehre gidince hayatı birden değişti; yeni arkadaşlar, dersler ve alışmaya çalıştığı yeni şehir arasında eski düzenindeki birçok şey gibi Serhat Hoca’yla görüşmeleri de seyrekleşti. İlk yarıyıl tatilinde eve döndüğünde, haber vermeden hocasını ziyaret etmek istedi. Kapıyı Serhat Hoca açtığında Ferit, aradan yalnızca birkaç ay geçtiğinden emin olmak istercesine yüzüne baktı. Hocası belirgin biçimde zayıflamış, omuzları öne doğru düşmüş, saçlarındaki beyazlar çoğalmıştı. Sesinde de Ferit’in tam olarak tarif edemediği bir yorgunluk vardı. Buna rağmen onu karşısında görünce sevindi ve eski günlerdeki gibi salondaki masaya oturttu. Odanın düzeni büyük ölçüde aynıydı. Ferit üniversiteyi, kaldığı yeri ve derslerini anlatırken gözü pencerenin yanındaki kafese takıldı. Daha önce orada olmayan küçük bir kuş, tüneğin üzerinde duruyordu.
— Kuşu yeni mi aldınız hocam?
— Bir süredir bizimle.
Serhat Hoca bunu söyleyip üniversitedeki derslerinin nasıl olduğunu sordu. Ferit anlatırken kuş birkaç kez öttü. Serhat Hoca önce konuşmasına devam etti, kuş tekrar ötünce başını ona doğru çevirip:
— Tamam oğlum, çıkaracağım, dedi.
Kafesin kapağını açmasıyla kuş dışarı çıktı ve odanın içinde kısa bir tur attıktan sonra onun omzuna kondu. Serhat Hoca konuşmasına kaldığı yerden devam ederken arada parmağıyla kuşun başını okşuyor, kuş kulağına doğru yaklaştığında onu hafifçe uzaklaştırıyordu. Serhat Hoca’nın kuşla konuşmalarında kendisine tanıdık gelen bir ses fark etmeye başladı. Kuş masadaki bardağa yaklaştığında “Sen ona dokunma, rahat dur biraz,” diyor, pencerenin üzerine konduğunda üşüteceğini söyleyip yanına çağırıyor, geri geldiğinde de sanki sözünü dinleyen küçük bir çocuğu karşılıyormuş gibi memnun oluyordu. Ferit’in aklına ders sırasında çalan telefonlar geldi. Serhat Hoca’nın pencerenin önünde, “Efendim oğlum,” diye başlayan konuşmaları…
Bir ara kuş masanın üzerinde Ferit’e doğru yürüdü. Serhat Hoca onu izlerken:
— Seni yabancılamadı, dedi. Halbuki herkese böyle yaklaşmaz.
Ferit elini uzattığında kuş birkaç saniye parmağına baktıktan sonra geriye doğru sıçradı.
— Çekingen biraz.
— Çekingen değildir aslında, dedi Serhat Hoca. Eskiden de önce bir bakardı karşısındakine.
Ferit salona ilk girdiğinde fark ettiği değişiklikleri yeniden düşünüyordu. Serhat Hoca’nın birkaç ay içinde çöken yüzünü, pencerenin yanına sonradan gelen kafesi...Bir ara gözü istemeden kitaplığın yanındaki duvara kaydı. Murat’ın asker kıyafetleriyle çekilmiş fotoğrafı orada değildi.
Fotoğrafın neden kaldırıldığını, Murat’ın askerliğinin bitip bitmediğini sormak istedi, ama sormadı.
Serhat Hoca da oğlundan hiç söz etmedi.
Buna rağmen Murat, Ferit’e o gün evde eskisinden daha fazla varmış gibi geliyordu.
Kuş bir süre sonra yeniden havalanarak perdenin üzerine kondu. Serhat Hoca, konuşmasını yarıda kesip ona baktı.
— Oradan kendin inemezsin şimdi. Sonra beni uğraştıracaksın.
Kuş başını yana eğdi.
— Hadi, gel bakalım.
Elini uzattığında kuş hiç tereddüt etmeden parmağına geçti. Serhat Hoca onu kendine yaklaştırıp bir süre sessizce seyretti. Aralarındaki sessizliğe dahil olmak istemeyen Ferit, gitmek için izin istedi. Hocası ile vedalaştıktan sonra gördüklerine nasıl bir anlam vermesi gerektiğini bilmiyordu. Bildiği şeylerin bazıları birbiriyle uyuşmuyordu. Aklındaki soruları Serhat hoca ile o evde bırakmanın daha doğru olacağını düşündü.



Yorumlar