Yıldızlardan Uzaklaştım
Köyde bahçemizde eski, demir bir yatak vardı. Üzerine uzandığınızda en küçük harekette hafifçe gıcırdardı. Gündüzleri pek bir anlamı yoktu o yatağın. Bazen üzerine bir şeyler bırakılır, bazen gölgede dinlenmek için kullanılırdı. Ama akşam olduğunda başka bir şeye dönüşürdü. Dedemle yan yana uzanır, gökyüzünü seyrederdik. Köyün geceleri karanlık olurdu. Şehirdeki gibi göğü solduran ışıklar yoktu. Başımızı kaldırdığımızda yıldızlar sanki gökyüzüne serpilmiş değil de hemen üzerimize asılmış gibi görünürdü. Bir gece dedem bana dönmeden sordu:
— Ali, yıldızlar hakkında okulda bir şeyler öğrendin mi?
Liseye gidiyordum. Bir şeyler bildiğimi düşündüğüm yaşlardaydım.
— Hangisini?
Dedem güldü.
— Ne bileyim oğlum, yıldız işte. Şunlardan birini anlat.
Gökyüzüne baktım. Ona yıldızların aslında ne kadar uzakta olduklarını anlattım. Gördüğümüz ışıklardan bazılarının bize ulaşmasının yıllar sürdüğünü, hatta gökyüzünde gördüğümüz bazı yıldızların belki artık orada bile olmadığını söyledim. Dedem bir süre sustu.
— Nasıl yani, yoksa nasıl görüyoruz?
Bu soruyu soracağını tahmin etmiştim. Bilmiş bilmiş anlatmaya devam ettim.
— Işığı hâlâ geliyor dede. Çok uzakta oldukları için. Biz aslında yıldızın şimdiki hâline değil, geçmişteki hâline bakıyoruz.
Dedem yeniden gökyüzüne döndü. Uzun süre konuşmadı.
— Demek insan gökyüzüne bakınca geçmişi de görebiliyor, dedi.
Ben böyle düşünmemiştim. Okulda öğrendiğim şeyin dedemin ağzından çıkınca başka bir şeye dönüşmesine şaşırdım. Bir yıldız seçti.
— Şu mesela?
— Hangisi?
Parmağıyla gösterdi. Başımı onun parmağına yaklaştırıp baktım.
— Şu parlak olan mı?
— Evet.
— O yıldız olmayabilir. Gezegen de olabilir.
Dedem güldü.
— İyice karıştırdın şimdi.
Ben de güldüm.
Sonra bana başka şeyler sordu.
Yıldızlar neden düşer? Ay neden bazen büyük görünür? Gökyüzünün sonu var mı? İnsan oralara kadar gidebilir mi?
Bazılarını biliyordum. Bazılarını bildiğimi sanıyordum. Bazılarına ise cevap veremiyordum. Cevap veremediğim zamanlarda dedem hiç önemsemiyordu.
— Onu da öğrenirsin, diyordu.
Sanki önümde her şeyi öğrenebileceğim kadar uzun bir hayat olduğundan eminmiş gibi. Bir ara bana çocukken hep söylediği bir sözü anlattı.
— Sen küçükken hep boyun uzasın da yıldızlara değsin, derdim.
Sonra eliyle başımın üzerini ölçer gibi yaptı.
— Sen de bayağı yaklaştın ha.
Güldüm.
— Daha çok var dede.
— Belli olmaz. Biraz daha büyü.
O gece uzun süre yıldızlara baktık. Ne konuştuğumuzun hepsini bugün hatırlamıyorum. Ama yatağın gıcırtısını, bahçedeki toprağın kokusunu, gecenin serinliğini, dedemin yanımda oluşunu, ve yıldızları…Ne kadar çok olduklarını hatırlıyorum. Sonra gerçekten büyüdüm. Hayatıma, çocukken isimlerini bile bilmediğim şeyler girdi.
Yetiştirilmesi gereken işler, cevap verilmesi gereken telefonlar, ertesi gün yapılacaklar, geçmişte yapılan yanlışlar, gelecekte olabilecekler.
Günler doldukça gökyüzü boşaldı sanki. Yıllar sonra bir gece eve dönerken durup dururken başımı kaldırdım. Gökyüzünde birkaç yıldız vardı. Sanki yıllardır görmediğim birini görmüşüm gibi garip hissettim. Sonra düşündüm:
En son ne zaman yıldızlara bakmıştım? Hatırlayamadım. Çocukken neredeyse her gece orada olan bir şeyi, yıllardır fark etmeden yanından geçip gidiyordum. Oysa yıldızlar kaybolmamıştı. Değişen bendim.
Birden dedemin sözü geldi aklıma.
Boyun uzasın da yıldızlara değsin.
Çocukken gerçekten de büyüdükçe yıldızlara yaklaşacağımı düşünürdüm. O gece ilk kez bunun tam tersinin olduğunu fark ettim.
Boyum uzamıştı. Yaşım büyümüştü. Daha çok şey biliyordum. Dedemin o gece sorduğu soruların belki çoğuna artık daha iyi cevaplar verebilirdim. Ama gökyüzüne daha az bakıyordum. Dedem yıldızların ne kadar uzakta olduğunu bilmiyordu. Ben biliyordum.
Ama o, onlara benden daha yakındı. Başımı biraz daha kaldırdım. Yıldızlardan birini seçtim. Hangisi olduğunu bilmiyordum. Bu kez bilmek de istemedim. Sadece baktım.
Ve yıllar sonra anladım:
Çocukken boyum kısaydı ama yıldızlara daha yakındım. Büyüdükçe boyum uzadı.
Ben ise yıldızlardan uzaklaştım.



Yorumlar